Follow by Email

13 Şubat 2012 Pazartesi

KİTABÎ 5


BEN BİLİYOR MUYUM Kİ SEVMEYİ

“Onlara şunu söylemek istedim: “Aslında, ölüm sizi ayrılmanın eşiğine getirdiği için birbirinizi seviyorsunuz.” Ama bu tür bir yorum yapmaktan vazgeçtim. Birbirlerini seviyorlardı. Bunun tek sebebi de ilk günden beri iki insanı güçlü şekilde bağlayacak ideal ortaklığı bulmuş olmalarıydı. Depresyon belki de bu bağın gücünü ortaya çıkarttı ama bu deneyim olmasaydı da bu iki insan birbirlerini böylesine bir yoğunlukla seveceklerdi. Onların aşkı, çocuklara ya da ailenin başka bireylere karşı duyulan başka sevgilerle yolundan dönmemişti. İkisi de oldukları yerde kalmıştı. Bu aşk mutlak bir nedensizliğe, programlanmamış bir yetiye dayanıyordu.”

Bir kadınla bir erkek arasındaki sevgi ekmek gibidir. Her evde, her ülkede, her toplumda başka türlüdür tarifi, başka türlü pişer; pişirilmez, sevgi kendi kendine pişer. Bazen harcında hayal kırıklıklarından ve çok uzun beklemelerin sonunda gelen yeni hayallerin taze filizinden vardır bolca, bazen öfkelerin birleştirdiği bedenlerin tuzlu şiddetinden biraz, bazen esrarengiz tesadüflerin kıvamlı şerbetinden bolca… Fas doğumlu Fransız yazar Tahar Ben Jelloun, “Benim ülkemde erkek sevgisiz sever kadını, ağzını kille doldurur kadın ve çocuk doğurur” derken, edebi karakterinin mayasını oluşturan Fas’taki sevme biçimini arif ediyor. Sevgisiz sevmeyi daha doğarken öğreniyor o topraklarda erkekler ve sevgisiz sevilmenin kemikleri sızlatan acısına katlanmayı, kadınlığına onu öyle katık etmeyi daha doğarken biliyor o topraklarda kadınlar. 27 yaşında Fas’tan Fransa’ya göç eden Tahar Ben Jelloun, 1987 yılında, Kutsal Gece adlı romanıyla Fransa’nın en önemli ödüllerinden biri olarak kabul edilen Goncourt Ödülü’nü aldı ve bu ödülü alan ilk Fas’lı oldu. Yazar, Benim Adım Kırmızı' romanıyla Orhan Pamuk'a verilen Dublin Impac Uluslararası Edebiyat Ödülü’nü de kazandı. Fas; içeridekilerin dışarıdakilerden çok başka şeyler gördüğü bu büyülü ayna, onun yazarlığını başka hiçbir yerde bulunmayan tılsımlarla besledi hep. Onu, günümüzün en iyi öykü anlatıcılarından biri yaptı.

“Üzgünüm, sana acı vermek istemim, seni kırmak istemem. Seninle sevişmekten, satranç oynamaktan, dinden ya da bilimden konuşmaktan hoşlanıyordum ama hayatımızda havadan sudan şeylere yer yoktu; hani bilirsin, hayata biraz renk veren o küçük ayrıntılar.”

Efsunlu Aşklar’da on sekiz öykü var. Büyüyü dua gibi ezbere bilen kadınların, yaralanmış ya da kafası karışmış erkeklerin, çılgın aşkların öyküleri… Aşkın zevklerini, fırtınalarını, Müslüman kadınların acılarını ve bunları erkeklere ödetme yöntemlerini, erkelerin dostluk kültünü, ihanetin ıstırabını ve gelenekle çağdaşlık arasında sıkışıp kalmış günümüz Fas’ında bütün bunlarla başa çıkabilmek için çareyi büyücülere, falcılara ya da şarlatanlara başvurmakta bulmuş insanların öyküleri…

Ona dokunmamak için kendimi tutuyordum. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Bedeninden yayılan koku üzerimde güçlü bir afrodizyak etkisi yapıyordu. Teni güzel kokuyordu, aşk ve gözyaşlarıyla ıslanmış bir çarşaf gibi kokuyordu. İçimde uzaklardan ve derinlerden gelen bir şey uyandırıyordu; bir başka varlığı, içimde uzun zamandır uyuklayan başka bir adamı, yasakları olmayan, komplekssiz, vahşi ve özgür bir erkeği uyandırıyordu. Benim gerçekten var olmamı sağlıyordu. Uyarıldığımı düşlüyordum yani onunla uzak bir ülkeye göç ettiğimi demek istiyorum.

Sevginin olduğu yerde bir kök daha vardır, o kökte ise ihanet filizlenir. İhanet hep gölge eder sevgiye. Ona biçim verir bazen. Sevgiye doğru esen ılık rüzgarın, tatlı gün ışığının, umut veren bahar havasının önünü kesen de ihanettir hep. Sevgi ona rağmen büyürse, ona rağmen güçlenirse, ona rağmen dayanırsa öbürünün hep gidecekmiş gibi durmalarına, işte o zaman yeryüzündeki kimsenin tadını bilemeyeceği bir lezzete dönüşür. Tahar Ben Jelloun’un Efsunlu Aşklar’ı, böyle bir sevginin lezzetiyle her gece o pürüzsüz tenin koynunda uyuyanları da anlatıyor, bu lezzetin hiç bilmeyenlerin çaresizliğini de, bu lezzeti bulup ihanete çaldıranların delirmek üzere olan hallerini de. Bunlardan biri mutlaka sizin de tadını bildiğiniz bir his.